İngiltere'de altı bin ikiz üzerinde yapılan araştırmaya göre matematikte başarılı olmanın sırrı genlerde saklı.Araştırmayı yapan grubun lideri Yuila Kovas "Yaptığımız araştırma bize miras kalan genlerle matematik başarısı arasında önemli bir bağ olduğunu gösteriyor.Çünkü tek yumurta ikizlerinin zekaları ,büyüdükçe aynı oranda artıyor " açıklamasını yaptı.
Beni asıl meraklandıran Türkiye'de yapılan sınavlardaki matematik başarısının düşük olmasının sebebinin genetik olup olmadığı.Ülkemiz insanlarının ne kadar beyinleri bulandırılmış olsa da zekalarından şüphemiz yok.Keşfedilmemiş dehalarımız sınavlarda yok olup giderken acaba sınav korkusu mu genlerimize işledi?
19 Mayıs 2009 Salı
28 Şubat 2009 Cumartesi
Yalnızlık Tutkunları

Son zamanlarda iyice "gitme" isteği sardıysa sizi , yalnızlıkla başa çıkmak çok kolaysa sizin için ve hatta yalnızlık bağımlılık yapmaya başladıysa.. Dünyanın öbür ucuna yerleşme fikri sizi ürkütmekten çok heyecanlandırıyorsa .. Üzgünüm ama kanınıza matematik bulaşmış...
Biraz denklemlerle uğraşayım,sayıların ritmini dinleyeyim bu arada şu iki teoremi ispatlayayım derken bu zevkli uğraşlar size aklınıza gelmeyecek birşey kazandırdı : yalnızlıkla mücadele yeteneği.
Artık yeni durumlara çabucak adapte olabileceksiniz.Hayatta kalabilmek için tanıdık bildik şeylere sarılmanıza gerek yok buna ihtiyaç duymayacaksınız .Yabancılaşma hissiyle kolayca başa çıkabilecek konumdasınız .Belki de bu histen keyif almaya başlayacaksınız.En önemlisi de tanıdığınız insanlar kadar zengin olduğunuzun farkına varacaksınız.Şimdiden iyi yolculuklar..
2 Nisan 2008 Çarşamba
Kaygılar..
Matematik Bölümünden mezun olanların İstatistik, İş ve Ticaret, Bilgi-İşlem alanlarında DİE, MTA, TEK, DSİ gibi kuruluşlarda araştırmacı ve planlamacı olarak çalışabilecekleri gibi bazı bakanlık ve kamu kuruluşlarının İstatistik şube müdürlüklerinde, bankalarda, bilgisayar kuruluşlarında iş bulabilirler. Ayrıca Öğretmenlik Tezsiz Y.Lisans programını tamamlayanlar öğretmen olma hakkına sahip olurlar ve MEB veya özel eğitim kurumlarında çalışma olanağı bulabilirler. Çok başarılı olanlar üniversitelerde akademik yaşama atılabilmektedirler.
İş bulamayacağım kaygısına düşenler üzülmesin!!Matematiği hayatımızdan çıkarırsak "olmazsa olmaz" dediğimiz bir çok şeyi de hayatımızdan çıkarmak zorunda kalırız.Matematik hiçbir zaman eskimez ve ona herzaman ihtiyaç vardır.Önemli olan onu hakkıyla taşıyabilmektir.
İş bulamayacağım kaygısına düşenler üzülmesin!!Matematiği hayatımızdan çıkarırsak "olmazsa olmaz" dediğimiz bir çok şeyi de hayatımızdan çıkarmak zorunda kalırız.Matematik hiçbir zaman eskimez ve ona herzaman ihtiyaç vardır.Önemli olan onu hakkıyla taşıyabilmektir.
22 Mart 2008 Cumartesi
MATEMATİK FELSEFESİ

Matematik Felsefesi ;
**En genel anlamda, geleneksel olarak aritmetik, cebir, geometri gibi kolları bulunan
matematiğin doğasını, özünü, amaçlarını, kapsamını ve içeriğini araştıran;
**Matematikte kullanılan ilkelerin, bağıntıların, kavramların, dizgelerin, simgelerin ve işlemlerin varlıkbilgisel değergelerini soruşturan;
**Matematiksel bilginin değerini, öteki bilgilerden farklarını ortaya koymaya çalışan;
**Özellikle felsefe tarihinde sıkça kendisine vurguda bulunulan matematik ile felsefe arasındaki yakınlık ilişkisinin ana nedenlerini matematiğin felsefeye ilişkin içerimleri üstüne yoğunlaşarak irdeleyen felsefe alanı.
Matematik Platon’dan Spinoza’ya, Spinoza’dan Frege ile Russell’a değin felsefe tarihinin hemen her döneminde filozofların yakın ilgisini çekmiştir. Hiç kuşkusuz bu ilginin başlıca nedeni, matematiğin gözlem ile deneye dayanmaksızın, zaman ile uzamın üstünde bilgi sunabilme yetisidir. Özellikle usçuluk açısından bakıldığında matematik yetkin bilginin eşsiz bir örneği olarak değerlendirilmiş,bütün bilgilerin deneyden çıkması gerektiği düşüncesiyle usçuluğa karşı çıkan deneysel felsefeyi çürütecek denli önemli bir karşı-örnek oluşturduğundan vazgeçilmez bir inceleme konusu olmuştur. Buna ek olarak, matematik felsefenin başlangıcında ortaya atılan pek çok sorunun dile getirilişi bağlamında bulunduğu önemli katkılarla felsefenin gözünde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir.
Matematik felsefesinde çözüm aranan en önemli sorunlardan biri, matematikte kullanılan bağıntıların, simgelerin, sayıların ve öteki kendiliklerin varlık bilgisel değergesini açıklığa
kavuşturmaktır.
Nitekim felsefesinde matematiğe büyük önem veren ilk büyük dizgeci filozof Platon, matematik nesnelerinin nelikleri sorusu karşısında “gerçekçi” tutumu benimsemiştir. Ona göre matematikte adı geçen bütün her şeyin bildiğimiz dış dünyadan bağımsız, somut, gerçek birer varlıkları vardır. Daha açık söylemek gerekirse, Platon matematiğin ancak us yoluyla kavranabilir bir gerçekliği olduğunu ama bu gerçekliğin ustan ya da zihinden bağımsız olarak da varolduğunu düşünmüştür. En genel anlamda “gerçekçilik diye adlandırılan bu matematik felsefesi konumu, bilginin yetkin bir örneği olarak gördüğü matematiğin felsefenin bütün soruşturma alanları için örnek oluşturması gerektiğini savunmakta da. Felsefe tarihinde başlı başına bir gelenek olan gerçekçilik, daha yakın zamanlara gelindiğinde ünlü İngiliz matematikçisi ve felsefecisi Russell’ın çalışmalarında kendisini göstermektedir.
Matematiğin varlıkbilgisel yeri sorununa değgin gerçekçiliğe karşı geliştirilen bir başka önemli konum Alman filozof Kant’ın felsefesinde yerini bulmuştur. Kant bütün matematik önermelerinin, daha doğru bir anlatımla matematikte geçen bütün “ilksavlar” ile “kanıtsavlar”ın sentetik a priori yargılar olduğunu belirtmiştir. Kant ünlü Kantçı soru sorma yapısının ışığı altında sorduğu “Matematik nasıl olanaklıdır?” sorusunu yanıtlamaya
yönelik kapsamlı bir açıklama sunmuştur. Buna göre matematik, içduyu formu zaman ile dışduyu formu uzamın hem a priori hem de tikel olmasından ötürü olanaklıdır. Anlaşılacağı üzere Kant’ın temelde getirdiği yenilik, gerek Platon’un gerekse gerçekçiliğin matematiğe yüklediği metafiziği ve metafizik varsayımları çürütmek olmuştur.
Bu amaçla Kant, matematiği açıklamaya çalışırken, matematiksel doğruların apriori olma özelliklerini açıklarken, insanın anlama yetisinin zamandışı ile uzamdışı boyutuna, kendi başına varolan bir matematiksel nesneler dünyasına başvurmamaya ayrı bir özen göstermiştir. Böyle ayrı bir dünya tasarlamaksızın matematiksel bilgilere ulaşabilir olmamızı olanaklı kılan ise doğrudan kendi insan doğamızdan başka bir şey değildir
**En genel anlamda, geleneksel olarak aritmetik, cebir, geometri gibi kolları bulunan
matematiğin doğasını, özünü, amaçlarını, kapsamını ve içeriğini araştıran;
**Matematikte kullanılan ilkelerin, bağıntıların, kavramların, dizgelerin, simgelerin ve işlemlerin varlıkbilgisel değergelerini soruşturan;
**Matematiksel bilginin değerini, öteki bilgilerden farklarını ortaya koymaya çalışan;
**Özellikle felsefe tarihinde sıkça kendisine vurguda bulunulan matematik ile felsefe arasındaki yakınlık ilişkisinin ana nedenlerini matematiğin felsefeye ilişkin içerimleri üstüne yoğunlaşarak irdeleyen felsefe alanı.
Matematik Platon’dan Spinoza’ya, Spinoza’dan Frege ile Russell’a değin felsefe tarihinin hemen her döneminde filozofların yakın ilgisini çekmiştir. Hiç kuşkusuz bu ilginin başlıca nedeni, matematiğin gözlem ile deneye dayanmaksızın, zaman ile uzamın üstünde bilgi sunabilme yetisidir. Özellikle usçuluk açısından bakıldığında matematik yetkin bilginin eşsiz bir örneği olarak değerlendirilmiş,bütün bilgilerin deneyden çıkması gerektiği düşüncesiyle usçuluğa karşı çıkan deneysel felsefeyi çürütecek denli önemli bir karşı-örnek oluşturduğundan vazgeçilmez bir inceleme konusu olmuştur. Buna ek olarak, matematik felsefenin başlangıcında ortaya atılan pek çok sorunun dile getirilişi bağlamında bulunduğu önemli katkılarla felsefenin gözünde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir.
Matematik felsefesinde çözüm aranan en önemli sorunlardan biri, matematikte kullanılan bağıntıların, simgelerin, sayıların ve öteki kendiliklerin varlık bilgisel değergesini açıklığa
kavuşturmaktır.
Nitekim felsefesinde matematiğe büyük önem veren ilk büyük dizgeci filozof Platon, matematik nesnelerinin nelikleri sorusu karşısında “gerçekçi” tutumu benimsemiştir. Ona göre matematikte adı geçen bütün her şeyin bildiğimiz dış dünyadan bağımsız, somut, gerçek birer varlıkları vardır. Daha açık söylemek gerekirse, Platon matematiğin ancak us yoluyla kavranabilir bir gerçekliği olduğunu ama bu gerçekliğin ustan ya da zihinden bağımsız olarak da varolduğunu düşünmüştür. En genel anlamda “gerçekçilik diye adlandırılan bu matematik felsefesi konumu, bilginin yetkin bir örneği olarak gördüğü matematiğin felsefenin bütün soruşturma alanları için örnek oluşturması gerektiğini savunmakta da. Felsefe tarihinde başlı başına bir gelenek olan gerçekçilik, daha yakın zamanlara gelindiğinde ünlü İngiliz matematikçisi ve felsefecisi Russell’ın çalışmalarında kendisini göstermektedir.
Matematiğin varlıkbilgisel yeri sorununa değgin gerçekçiliğe karşı geliştirilen bir başka önemli konum Alman filozof Kant’ın felsefesinde yerini bulmuştur. Kant bütün matematik önermelerinin, daha doğru bir anlatımla matematikte geçen bütün “ilksavlar” ile “kanıtsavlar”ın sentetik a priori yargılar olduğunu belirtmiştir. Kant ünlü Kantçı soru sorma yapısının ışığı altında sorduğu “Matematik nasıl olanaklıdır?” sorusunu yanıtlamaya
yönelik kapsamlı bir açıklama sunmuştur. Buna göre matematik, içduyu formu zaman ile dışduyu formu uzamın hem a priori hem de tikel olmasından ötürü olanaklıdır. Anlaşılacağı üzere Kant’ın temelde getirdiği yenilik, gerek Platon’un gerekse gerçekçiliğin matematiğe yüklediği metafiziği ve metafizik varsayımları çürütmek olmuştur.
Bu amaçla Kant, matematiği açıklamaya çalışırken, matematiksel doğruların apriori olma özelliklerini açıklarken, insanın anlama yetisinin zamandışı ile uzamdışı boyutuna, kendi başına varolan bir matematiksel nesneler dünyasına başvurmamaya ayrı bir özen göstermiştir. Böyle ayrı bir dünya tasarlamaksızın matematiksel bilgilere ulaşabilir olmamızı olanaklı kılan ise doğrudan kendi insan doğamızdan başka bir şey değildir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

